Kitap Notları: Mutluluk Avantajı

Bir önceki kitap notları yazımda, baskısı tükendiği için ancak kütüphaneden bulup okuyabildiğim Öz isimli kitaptan bahsetmiştim. Mutluluk Avantajı kitabı da aynen Öz gibi, baskısı tükenmiş olmasına rağmen okuma listemde uzun süredir varolan bir kitaptı… Şansıma bu kitabı da kütüphanede bulup ve okuyabildim. 🙂 Yazar Shawn Achor’un kitabında üzerinde durduğu konuyla ilgili, linke tıklayıp izleyebileceğiniz bir TED konuşması bulunuyor. Hem içerik, hem vermek istenilen mesajlar itibariyle çok beğendiğim ve ilgiliyle okuduğum bir kitap oldu Mutluluk Avantajı. Sizlerin de hoş ve faydalanılası bulması umuduyla, notlarımı aktarıyorum.

Kitapta genel olarak, pozitif psikoloji perspektifinden başarının yeniden tanımlanmasından bahsediliyor. Pozitif Psikolojinin en büyük destekçilerinden biri olan Martin Seligman‘ın çalışma ve kitaplarına bol bol atıf var bu yüzden. Mutluluk, başarmanın sonucunda gerçekleşen bir olgudur zihniyetinden sıyrılıp, ancak ve ancak daimi bir mutluluk haline bürünerek asıl başarıya ulaşılabileceğine vurgu yapılıyor kitapta. Yazara göre asıl mutluluk, kendi potansiyellerimizi gerçekleştirmeye çabalarken duyduğumuz haz hissi.

İlk doğdumuz günden beri, olumsuz kelimeleri olumlulara kıyasla çok daha fazla kez duymamız beyinlerimizi “olumsuzu düşünmeye” eğitiyor. Ancak yazar, beynimizi tersi yönde de eğitmemizin mümkün olduğunu söylüyor. Beyinlerimiz olumlu düşünecek şekilde eğitilebilir. Olumlu bir ruh hali içerisinde olup, zihnimizi olumlu düşüncelere açmanın bizi daha zeki, daha yaratıcı ve yeni fikirlere açık hale getiriyor. Olumsuz duyguların esiri olduğumuz durumda ise, ilkel beyinlerimize “savaş ya da kaç” baskısı uygulanıyor. Bu komut altında, beyinlerimiz için sınırsız yaratıcılık kapasitesinden bahsetmemiz imkansız. Hayatlarımızda, olumsuz olarak nitelendirdiğimiz durumlarla karşı karşıya kaldığımız vakit, elimizden geldiğince karşıt alternatif düşünceler geliştirmemizi öneriyor yazar. “Daha kötüsü de olabilirdi…” Bu düşünce tarzını kullanmak, herhangi bir zor durumda ilk aklımıza gelen şey olmayabiliyor. Ancak, ufak bir çabayla bile daha kötü bir senaryoyu hayal etmek zor değil. Zihinlerimizde daha beter bir senaryoyu canlandırmak, hayatlarımızın başka olumlu parçalarını keşfetmemiz için de bir yöntem. Tam da bu satırları okuduğunuz anda, içinde bulunduğunuz güçlüğe kıyasla çok daha beteri ile yüzleşen ciddi sayıda bir topluluk olduğuna emin olabilirsiniz. Hayatlarımız asla kıyaslanmaya konu değil ancak, kendi mevcut durumunuzu birileriyle kıyaslama noktasına geldiğinizde, kiminle kıyas ettiğinize de dikkat etmelisiniz. Kıyaslanacak hayatları ekranda parmaklarımızı sürükleyerek seyrettiğimiz hayatlardan değil de, dünyanın çok başka bir yerinde savaşla, açlıkla, özgürlükleriyle imtihan edilen insanlardan seçmeliyiz belki de…

Kitapta geçen, başımıza gelen olayları zihnimizle algılamaya çalışırken çoğunlukla çarpıtılmış kelimeler, aslında doğru olmayan ifadeler kullandığımız kısmını da çok doğru buldum. Hatta, olayda yer alan diğer insanları; onların hislerini ve içinde yaşadıkları çevreyi yadsıma yanılgısına düşüyoruz. Bu nedenle yazar, yüzleştiğimiz her bir zorluğa dair doğru ve berrak ifadeleri buluncaya kadar, kendi zihnimizle tartışmamızı öneriyor. Bunu yaparken de, “sahip olduğum bu düşünceleri, bir arkadaşım bana anlatıyor olsaydı ona ne tepki verirdim?…” mantığı ile hareket etmemizi tavsiye ediyor. Şu an başa çıkmaya çalıştığınız durum her ne ise, bu durumu sizin değil de, çok yakın bir arkadaşınızın yaşadığını hayal edin. Ona ne tavsiye verirdiniz? Detayları öğrenir miydiniz, olayı aydınlatmak için bazı sorularınız olur muydu? Yoksa, olayı ve sorumlularını kimi sıfat ve tanımlamalarla etiketler ve hislerinizi halının altına süpürmeyi mi denerdiniz?… İnsan kendisine karşı, çok acımasız, çok merhametsiz olabiliyor bazen. Bu yüzden kendimizi çok sevip, kendimizin bir dostu olmamız çok önemli… Bunu her koşulda yapamasak bile, bilinçaltımızdan akıp giden kendimize dair suçlayıcı ve yıkıcı eleştirisel düşünceleri yakalayabilmek bile çok büyük bir farkındalık.

İş vs. Kariyer vs. Meslek

Yazar kitabın bir bölümünde yukarıdaki üç ayrı kavramı örneklerle çok etkileyici bir şekilde farklılaştırmış. Eğer her gün yaptığınız şeyi “” olarak nitelendiriyorsanız, işiniz size angarya gibi gelir diyor. Mesainiz bittiğinde kendinizi kurtulmuş addedersiniz, bu angarya yükünün altından kalkma ödülünüz de maaşınız olur. İşinizi “kariyer” olarak görüyorsanız o zaman, yapmakta olduğunuz şey, bir iş olmaya devam eder ancak, beraberinde işinizi bir başarı ve ileriye doğru adım atma aracı olarak görürsünüz. Üçüncüsü, yapmakta olduğunuz işi “meslek” olarak tanımlamanız halinde ise, sevdiğiniz ve keyif aldığınız için o işi yaparsınız. İşini meslek olarak benimsemiş kimselerin, yaptıkları işin insanlık için bir anlam ve fayda etiğine olan inancı tamdır diyor yazar. Bu üç grubun üyeleri arasında, mutluluğa ve dolayısıyla başarılı olmaya en yakın olanların üçüncü kısım olacağını belirtiyor.

Bu konu üzerinde bir şirkete eğitim vermeye giden yazar, katılımcılardan bir işgünü dolduran tüm işlerin -en ufak ve önemsiz gözükenlerin dahi- listelenmesini istemiş. Sonrasında, katılımcılardan listedeki her bir işin meslek tanımına dönüştürülmesini rica etmiş. “Bu işler, başkalarını özendirecek şekilde nasıl yeniden tanımlanabilir?…” En küçük ve önemsiz gözüken görevler bile, kişisel hedef ve değerler ile ifade edildiği takdirde, çok daha büyük anlamlar doğurabiliceğine değiniliyor kitapta. Gündelik görevlerimizi, kişisel vizyonumuzla ilişkilendirebildiğimiz ölçüde, işlerimizi, “meslek” olarak görme şansımız artıyor.

Mutluluk Avantajı kitabı, neden içsel olarak daha huzurlu insanların, başarıya daha yatkın olduklarını örnek ve araştırmalarla birlikte çok güzel açıklayan bir kitap. Tartıda istediğimiz rakamı görmenin, yıllardır arzuladığımız arabaya sahip olmanın, çok istediğimiz bir yolculuğa çıkmanın mutluluk getireceği aşikar fakat, bunun kısa süreli bir mutluluk olacağı da su götürmez bir gerçek. Önemli olan, hedeflediğimiz kiloya gelmeye çabalarken, o arabayı almak için her ay kenara para atarken ve yolculuk için gün sayarken de içimizdeki mutluluk halini koruyabilmemiz. Kitapta geçen, ufak ama yararlı olduğuna inandığım bir kaç öneriden bahsederek yazımı sonlandırıyorum.

  • Her gün, o gün yaşadığınız üç pozitif şey için şükredin.
  • Haftada bir veya iki defa, karşılaştığınız olumlu bir deneyimi hikayeleştirip yazıya dökün.
  • Duygularınızı sözlü olarak, yazarak veya konuşarak ifade edip olumsuz duyguların etkisini hafifletin.
  • Günün yoğunluğuna başlamadan evvel, birisine teşekkür veya övgü dolu bir mesaj veya e-posta iletin. Karşınızdakini iyi hissettirdiğiniz düşüncesi beyninizin yatışmasına ve güne olumlu duygularla başlamanıza yardımcı olur.
  • Günün 15 dakikasını kendinizi iyi hissettirecek alakasız ve basit aktivitelerle (örneğin: bahçe işi, meditasyon, egzersiz) ile geçirmek.

Sevgiler, BV.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s