Fazla Analizden Paralize Olmak*

*İngilizce Analysis Paralysis kavramından esinlenilmiştir.

Uyanıp yataktan kalkıyorum. Pencere, perde ne varsa sonuna kadar açıyorum. Yüzümü güneşe dönüyorum, güneşin orada bir yerde olduğunu varsayarak, aslında döndüğüm bitişiğimizdeki koca apartmanın duvarı. Bulutlar dağılmış, hava tertemiz ve ısırgan bir soğuk. Canlandırıyor beni. İçime her şeyi yapıp tamamlamaya kâdir bir his doğuyor. Ta-taaa haydi başlayalım! Önümde koc-ca bir gün, yehhu…

Ne yapsam bugün? Güne nasıl başlamalı bir kere? Afilli bir sofra mı hazırlamalı şöyle, yoksa bir tost yapıp köşeye mi çekilmeli. Karar verdim, kahvaltı faslını çok uzatmayacağım. Gidip iki dilim ekmek çekiyorum aradan ve arasına koyacak bir şeyler aranıyorum. Şimdi de aklım ballı kaymaklı kahvaltıda kaldı… Aman her neyse, karnım doydu zaten. Gideyim şu berrak sabah zihnimle bir yazı yazayım, aklımda içerikler silsilesi…

Acaba hangi konuda yazsam… Hım.. O olmaz, gündemi geçti artık o konunun. Şu konu iyi aslında, ona bir başlasam ben?… Ama bir hikaye oluşturmak lazım, görsel de bulmak gerek. Hangi hikayeyi anlatsam acaba?… Evet, o geçenki hikayeyi derinleştirebilirim. O geçen okuduğum kitaptan da alıntı yapsam?… Ya da yapmasam. Bir sıkıntı geliyor. Bak sıkılacağım şimdi. Sıkılacağım, sıkılıyorum ve sıkıldım! Neyse bugün yazasım yokmuş. Gideyim bir iki sayfa bir şeyler okuyayım bari. Zihnim açılır, iyi olur.

Hangisini okusam acaba? O okuduğumdan çok sıkıldım, uykumu getiriyor. Şu romana başlasam mı? O roman, bana pek bir şey katmacak. En iyisi, o tavsiyeyle aldığım kitaba göz gezdireyim. Kalem kağıt da getireceğim dur. Bak bu yazılan şey çok iyi, tam beni anlatıyor. Bunu not edeyim ben, mutlaka hayatıma entegre etmeliyim bu hadiseyi. A-ha, işte! Bende eksik olan şey buymuş. Tamam bunu da yazdım deftere. Acaba bu konu için nasıl bir adım atmalıyım hayatımda? İngilizcemi geliştirebilirim mesela, ne zamandır istiyorum. Kursa mı gitsem, konuşmak için anadili Ingilizce olan birini mi bulsam?… Hımm… Sonra da yüksek lisans yaparım, iyi olur. Dur bakayım istediğim programa girmek için hangi nitelikler aranıyormuş. Ya da önce bir terfi edeyim de, sonra düşünürüm ingilizceyi de yüksek lisansı da… Aslında ne var biliyor musun, hiçbir şey yapmak istemediğime karar verdim. Zaten günümün yarısı bitti ve karnım da çok acıktı!

Şimdi birisi çıksa gelse ve dese ki size:
Haydi kalk ayakkabılarını giy ve dışarı çık.
Tamam dışarı çıktınız, şimdiyse sadece yürümeniz gerekiyor.
Ona da peki… Başlıyorsunuz yürümeye. Yürüyor, yürüyorsunuz. Yol bu, bitmiyor. Daha ne kadar yürüyeceğim diyorsunuz, cevap yok. Nereye kadar yürüyeceğim diyorsunuz, yine cevap yok. Neden yürüdüğünüzü merak ediyorsunuz ve yine, yine cevap yok. Sadece yürüyorsunuz. Dakikalarca… Artık bacaklarınız yorulmaya başladı. Bu yorgunluğunuz yetmezmiş gibi, üstüne ne yaptığınızı bilmiyor olmanızdan mütevellit asabınız bozuldu. Çok çok yoruldunuz ve çöküverdiniz bir köşeye.

Sizi herhangi birinin bu duruma sokmasına izin vermezsiniz. Siz de amaçsızca, varacağınız yeri bilmeden veya ne kadar süreyle yürüyeceğiniz bilgisine sahip olmadan kendinize bunu yapmazsınız. Ancak, bir şey üzerinde hiçbir adım atmaksızın gereğinden fazla düşündüğümüz her defa, zihnimize aynen böyle davranmış oluyoruz. Zihnimizi, yorulmaktan bihaber atlar gibi koşturuyoruz. Sonunda, zihnimiz o kadar yoruluyor ki, bir süre sonra işlevsiz bile kalabiliyor. Zihinlerimiz de tıpkı bacak kaslarımız gibi enerji tüketirler ve sonunda bitap düşerler. Uzun ve tempolu bir yürüyüşün sonunda, A noktasından B noktasına varabilmişsek tatmin duyarız. Bu tatmin duygusu, yorulan vücudumuz için anestezik etki yaratır. Zihni ise olabildiğinde yorup akabinde ufak da olsa bir adım atmamışsak, zihnin yorgunluğu üstüne bir de edilgenlik hissi eklenir ve zihin çöker: paralize olur.

Koşulların olgunlaşmasını beklemek veya durumu etraflıca bir düşüneyim demek, risk faktörünü minimize etmekle ilişkilendirilebilir belki. Garanticilikten de sayılabilir. Bu, iyi niyetli yaklaşımlara şu iki şey cevap olabilir:
1)Bir adım attığınızda en kötü ne ile karşılaşabilirsiniz? En kötü senaryoyu zihninizde oynatabiliyorsanız, hatta bu hikaye üzerine hayatta kalma alternatifleri geliştirebiliyorsanız adım atmaktan da çekinmeyebilirsiniz.
2)Atmam gereken adım bu kadar büyük mü? Atacağınız adımın karşılığı büyükse, geri dönüşü nispeten imkansızsa; adımları küçültmeyi deneyebilirsiniz.

Atalarımız çalışan demir pas tutmaz demiş; Nike ise “just do it”* … Hareket halinde olanın, her zaman hareketini korumaya meyilli olacağına dair bir tabiat yasamız var. Kayıp Balık Nemo filminde, Baba balık Marlin ile kısa süreli hafıza kaybından müzdarip Dory’nin çok sevdiğim bir diyalogu var. Korumacı karakterli Marlin’e Dory şunu söylüyor: “Küçük Nemo’ya bir şeyler yapması için izin vermezsen, o zaman da ona hiçbir şey olmaz.” Sizden başka kimse tarafından fark edilmeyecek minik adımlar atmak; size sonunda her şeyi tamamlayabileceğinize dair güç ve güven verir. Fazla doz analizin paralize edici etkisindense, bu gücü ve güveni elde edebilmek için sadece yapın. Bebekliğimizde iki elimizle kendimizi yukarı çekip sayısız kez popomuzun üstüne düşmeseydik, şu an iki ayağımızın üzerinde duramazdık. Kendimi yukarı tek elle mi çeksem, sabah mı yapsam akşam mı yapsam, biraz büyüyüp de mi denesem acaba diye bir an olsun düşünmedik bile. 🙂
(*sadece yap).

Sevgilerimle. BV.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s