Bereketli Tiyatro Sezonu

Tiyatroya gitmeyi oldum olası severim. Hele ki anne olmadan evvel, hafta sonu programlarımı süsleyen başlıca aktivitelerden biriydi. AKM’de, Taksim Sahnesi’nde oyun izleme şansım oldu. Çoğu sanatçıyı görmeye yaşım yetmedi ama Yıldız Kenter’in sahnede devleştiğine şahit oldum. Gittiğim tüm oyunların içinde ise, en iyisini Müfettiş sayarım. Üzerinden on sene geçti, Zerrin Tekindor’un performansını sıklıkla ve yüzümde kocaman bir tebessümle hatırlıyorum. Tiyatro gerçekten bir başka. Bu sezon da, biraz merak, çokça da arkadaşlarımın itemelesiyle kendimi bol bol izleyici koltuğunda buldum.

Tiyatroseverliğinize göre “bereketlilik” durumu görecelik kazanır elbet ama, bu sene tiyatro sezonu benim için hiç beklemediğim şekilde bereketli geçti. Şimdiki halim 3 sene önceki halimle konuşsa ve “inanmazsın, bu sezon tam beş tane oyun gördüm” dese, 3 sene önceki halime dalga konusu olurdu. Ama şimdiki halim, hani en beşeri ihtiyaçları için bile vakit bulamayan, bu oyunların hepsini görebildiği için mutlu ve minnet dolu. Şimdi de oturdu, gördüğü oyunları yazacak ki mutluluğu pekişsin. 🙂

1.Ahududu

Amerikalı bir yazarın oyunundan uyarlanıp Nedim Saban tarafından sahneye konulan Ahududu oyunu, tam bir kara komedi. Önce oyunu pürdikkat izleyip ne olduğunu anlamaya çalışırken, sonraları kendimi oyunun köklendiği “kendince adalet” kavramını sorgularken buldum. Olaylar akıp giderken, doğru ve yanlışın nasıl bu kadar iç içe geçip “yin yang” oluşturduğunu fark ettirmeyi amaçlayan güzel ve izlenesi bir oyundu.

2. Hep Sonradan

Biletix’in 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne özel çıkardığı 1 bilet alana 1 bilet bedava kampanyasını nasıl değerlendirsem diye oyun incelerken buldum bu gösteriyi. Kardeş Türküler ve Ahmet Kaya isimlerini birlikte görür görmez de gitmeye karar verdim.

“Hep Sonradan”, Ahmet Kaya şarkılarıyla bezenip süslenmiş bir oyun… Ahmet Kaya’nın sürgün arkadaşı Salih’in ağzından Ahmet Kaya’nın hayatından gerçek kesitler sunan bir kurgu… Senaryo ve oyuncuların performansından o kadar etkilenmediğimi söylemeliyim. Oyun bir konser edasında, kah şarkılara eşlik ederek, kah ellerle tempo tutularak izleniyor. Oyunu heyecanla izlenir kılan Kardeş Türküler’in eşsiz performansı ve bir de Ahmet Kaya şarkıları tabii ki.

3. Pencere

“Saatler” ve “Okuyucu” filmleriyle en iyi uyarlama senaryo dalında Oscar adaylığı bulunan David Hare’nin kaleminden çıkma “Skylight” oyunu, Haluk Bilginer’in kendisi tarafından Türkçeye çevrilmiş. Çevrilip, ülkemize uyarlanırken öyle özüne sadık kalınmış ki, hani Türkçe konuşmasalar kendinizi Londra’da oyun izliyor sanabilirsiniz. Şahane bir dekor karşılıyor sizi oyun başlamadan. Oyun devam ederken de, makarna sosunun leziz kokusuyla mest oluyorsunuz. (Oyunu izlerken mutlaka yemeğinizi yemiş olun, diğer türlü kadının makarna sosunu ekmeğiyle sıyırdığı bir sahne var, vallahi siz de hayattan sıdkınızı sıyırmak isteyebilirsiniz. 🙂 )

Bu oyunda izleyiciye 3 kişi eşlik ediyor. Eşlik ediyorlar diyorum çünkü, gerçekten de oyun boyunca oyunun bir parçası oluyorsunuz. Kadın ve erkeğin kapalı kapılar ardında neler yaşadığını öğrenmek için, evin mutfak penceresinden evi dikizleyen figüranlarsınız sanki… Gittiğim oyunlarda böyle hissettiğim nadirdir. Pencere’de, adamın üzüntüsünü kalbimde kadının çekincelerini zihnimde an be an hissederek geçirdim iki saati. Oyundan çıktığımda da bir hayli süre hayatlarını sorgularken, onlara çare bulmaya çalışırken buldum kendimi. Uzun lafın kısası, Pencere oyun değil, gerçek hayatın, hayatımın ayan beyan bir kesiti oldu. Öylesi bir oyun ve oyunculuktu…

4. Kral Lear

Bu sezon gördüğüm dördüncü oyun, yine Oyun Atölyesi’nde sahnelenen Kral Lear idi. Şiddet içeren görüntüleri sevmiyorum, ne televizyonda, ne sinemada ne de tiyatro sahnesinde. İçimi bir mengene ile buruyorlarmış gibi hissediyorum. Bu oyunda da aynısı oldu. Oyunu izleyen herhangi biri, “Ne şiddeti, sen şiddet görmemişsin” diyebilir. 🙂 Oyunla ilgili okuduğum hiçbir yorumda böyle bir ifadeye rastlamadım çünkü. Kabul etmem lazım, eşiği en düşük olan izleyicilerdenim. Hadi şiddet sahnelerini bir kenara bırakalım, kimi oyuncuların yapay oyunculukları, abartılı sahneler de içimi bayıverdi. Tüm bunlardan bağımsız, William Shakespeare’in bu oyunu konu bakımından oldukça ağır bana göre. Bu yoğunluk üzerine, bir sahnede aynı anda fazla oyuncu bulunması, abartılı oyunculuklar ve hızlı sahne geçişleri eklenince, eh, pek keyifle izlenmiyor açıkçası. Haluk Bilginer’i sahnede görüp kaliteli bir prodüksiyonla iyi vakit geçirmek amacıyla görülebilecek bir oyundan fazlası olmadı Kral Lear benim için.

5. Zengin Mutfağı

Ülkede yaşayan 7’den 70’e olarak tabir ettiğimiz Şener Şen hayran kitlesinin bir mensubu olduğumu söylemeliyim öncelikle. Oyundan da, oyunun oynandığı, DasDas sahnesinden de, “Şener Şen tiyatroya dönmüş” müjdesiyle haberim oldu. Sonrası malum: Biletix’te bilet kovalamaca ve tek kişilik bileti salonun en arka sırasının en dip köşesinden almaca… Normalde olsa dert edip strese girerdim, ben buradan ne görüp ne duyacağım şimdi diye ama, bu sefer öyle olmadı. Biraz mutluluk sarhoşluğundan, biraz da tiyatronun sahne düzeninden sanırım… Sahne ve dolayısıyla dekor, bir platform üzerine kurulmamış. Oyuncular düz zeminde oynuyorlar. Dolayısıyla en arkadan izleyen izleyici için oyun bir hayli dipte oynandığından her şey rahatlıkla seçilebiliyor. Oyuncuların mikrofon kullanması kim ne derse desin şahane bana göre. Buna ek olarak, ışık kullanımı da gayet iyi ve yeterliydi, böylelikle seyrim bir sekteye uğramadı çok şükür.

Oyun Şener Şen ile başladı, Şener Şen ile bitti. Sahneye girişiyle heyecanlandık, avuçlarımız patlayıncaya kadar alkışladık. Sahneden ayrılınca da hüzünlendik, bitmesin istedik. Tüm kelimeleri kullansam nafile, kifayetsiz… Bedeninin her zerresiyle karakter canlandıran birini daha bilmiyorum. Lütfü Usta’yı oynuyor evet. Lakin bir o kadar da, Badi Ekrem’di, Züğürt Ağa’ydı, Ali Haydar’dı işte… Ömrüne bereket olsun.

İzleyenlerden duyduklarımdan, orada burada okuduklarımdan şu kanıya tutunmuştum oyunu görmeden önce: Oyun vasattı, ben Şener Şen’i görmeye gidiyordum. O da kabulümdü gerçi, ama ben oyunu da çok sevdim. Bizden, yakın tarihimizden hayli aşina olduğumuz konulara değinen, taraf gözetmeksizin vurgulamak istediği konulara nokta atışı yapan kusursuz bir kurguydu. Şener Şen’in birlikte oynamak için seçtiği genç oyuncuları da çok başarılı buldum. Haliyle, bir dahaki sezon, inşallah oynamaya devam ederlerse, tekrar gidip izleyemeye karar verdim.

Bereketli sezondan geriye, bana, yanıma kar kalanlar bunlar oldu. Önümüzdeki sezon, daha fazla oyun izlemeye niyetlendim. Sanatın her türlüsü keyif verse de tiyatronun yeri bir başkadır. Oyuncu sahnenin içerisinden doğrulur gözlerinizin içine bakarak size anlatır… Bazen bir olayı, bazen bir kişiyi, bazen de sizi anlatır. Bu da bir beşeri ihtiyaç değil de, ne?

Sevgiler. BV.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s