1 > 0

Sonunda bilgisayarın karşısına geçip yazabildiğime inanamıyorum. “O an” hiç gelmeyecek gibiydi zira. Dipsiz bir kuyu, sonsuz bir girdap gibiydi kapıldığım atalet. Heh işte, şu 3 cümleyi kurup yazıya dökmüş olmam ataletimden kurtulduğumun kanıtıdır. Çok şükür! 🙂

Parmaklarımın klavye üzerinde dans ettiği şu sıralarda, yüzümde dolu dolu bir gülümseme var. Yapmaktan bu kadar keyif duyduğum bir şeyi, upuzun bir süre neden erteledim peki? Birkaç madde sıralayabilirim size şimdi. Mesela zamansızlık derim, tatil derim, iki yaşında bir çocuğum var derim… Derim de derim. Sebep mi şimdi bunlar? Yok yahu, bahane basbaya. Asıl sebep mükemmel bir şeyler arama hevesi, ve bunun getirdiği kafa karışıklığı sonucu erteleme döngüsüne kapılmaktan başkası değil vallahi. İşte bu yüzden, yazıma birin sıfırdan büyük olduğunu yazarak başlamak istedim. Cılız, sönük bir “1”; süslü, ışıldayan bir “0”dan çok daha yeğ üstelik.

Ortaya bir şeyler koyma hevesiniz varken ve süpersonik fikirleriniz sağanak misali zihninize yağarken, içlerinden en iyisine bir türlü karar veremediğiniz için aslında hiçbir fikriniz yokmuş gibi hisseder misiniz? Bu hal bende, öylece kalakalma isteğiyle beraber gelir. Belki de “öylece kalmak”, o an için yapılabilecek en iyi şeydir ama, yapılacak onca “önemli” ve “renkli” işin yanında durup kendini dinlemek biraz abzürd ve lüks kaçabilir. Bu şekilde, kendimi dinleme gerekliliğinden sıyrılıp başka ortam ve durumlara akarım. Ama o düşünce sağanağının bir kapama düğmesi yoktur maalesef. Anafor misali zihinde döner durur. Durdurmanın tek yolu, hevesinizi öldürmektir. “Amaaan, tamam, yapmıyorum, yapmayacağım, oldu bitti.” demektir. Kaçmak bir yerde. Elde var: mükemmel bir sıfır.

Herhangi bir spesifik konuda beyninizin tutturduğu ritmik düşüncelerden arınmanın iki yolu var bana göre… İlki, zamanınızın bol olduğu durumlar için geçerli. Boş bir kağıt, Word dokümanı, not sayfası açıyor; kaleminize, klavyenize kuvvet, yazıyor yazıyorsunuz. Ta ki, beyninizde o konuya ilişkin en ufak bir düşünce zımbırtısı kalmayana kadar. Bitince oturup, o düşünceleri ilmek ilmek işliyorsunuz. Bu esnada, bazı düşüncelerin ilişkili; bazılarının ise birbirleriyle çelişen alakasız ifadeler olduğunu farkedeceksiniz. Bunların üzerini çizerken yaşayacağınız farkındalıkla, zihninizi ferahlatmaya başlayacaksınız. Düşüncelerinizi işlemeyi bitirip anlamlandırmanızın akabinde, zihninizde sizi bekleyen karman çorman bir düşünce yumağı değil, ayan beyan bir şekil, bir harita, bir yol çizgisi olacak. Şöyle anlatayım: çarpık, bulanık ve dağınık düşünceleriniz organize edilmemişken baktığınız şey, size bir kanaviçenin arkası gibi gözükür. Düğüm düğüm… Biçimsiz… Düşüncelerinizi tek tek değerlendirip, kiminden sıyrılıp, kimine yanaştığınız zaman kanaviçenin önüne geçersiniz. Gözleriniz, zihniniz gördüğü deseni tanır ve peşinden kolaylıkla gidebilir artık.

İkinci yol ise, düşünce girdabında boğulmak için çok da zamanınızın olmadığı durumlarda izleyeceğiniz yoldur. Bir şey yapmak. Tam da şu an, bulunduğunuz durumda ve konumda… Sizi konfor alanından, konforsuzluğa itecek herhangi bir şey. Şövaleye tuvali oturtup üzerine bir çizgi çekmek, çok uzaklaşmadan bir sokak ötesine kadar yürümek belki, açmaktan korktuğunuz sayfaya bir kelime eklemek… Harekete geçmek, ataletin karşıtıdır. Fark yaratmayacak minik bir adım bile sizi ileriye taşır, yeter ki elinizden geleni yapın. Elde kalan cılız, sönük birin keyfini çıkartmayı unutmayın. 🙂

Sevgilerimle. BV.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s