Cinayet Saati

Ne çok oldu kumbarada şiir biriktirmeyeli. İşler güçler dedik, şiiri biraz unutayazdık. Neyse ki şiir beni unutmadı, her köşebaşında yolumu kesti, kendini hatırlattı. Bugün, paylaşacağım şiir de öyle, bir akşam birden bire çocukluğumun mazisinden fırladı, geldi zihnime oturdu.

Geçen hafta Hep Sonradan oyunu izledim. Oyunda ara ara Ahmet Kaya’nın şarkıları Kardeş Türküler tarafından şahane bir şekilde yorumlandı. Şarkılar beni aldı götürdü. 90’lı yıllarda arabayla katettiğimiz mesafeleri anımsadım. Arabanın teybinde çalan, ne olduğu hakkında hiçbir fikrimin olmadığı şarkıları… 9 yaşımdaki halim, cama kafasını dayamış, camdaki yansımasını izliyor. Tünellerin biri bitiyor, biri başlıyor. Yollar, bir oraya bir buraya kıvrılmış sicim gibi… Sınıftaki çocuklar yeni yoldan gitmeyin diye uyarmış, tepeden taş düşüyormuş. Korkuyla sarp yamaçlara bakıyorum, her birini atlattıkça yüreğime sular serpiliyor. Teypte çalan şarkı mı şiir mi ne olduğunu anlamadığım bir şey. “Cinayeti kör bir balıkçı gördü… Ben gördüm, kulaklarım gördü.” diyor. Kör balıkçı göremez, kulaklar da duymak için, vardır bir bildiği herhalde diyorum. Şarkı devam ediyor: “Adamın biri kudurdu, kuduz gibi böğürdü.” İşte burada hep bir kıkırdama hissi geliyor. Böğüren bir adam hayal etmeye çalışıyorum, gözümün önüne gelen görüntü beni gülümsetiyor…

Oyundan döndükten sonra, Ahmet Kaya’nın şarkılarından kendime bir çalma listesi oluşturmaya yeltendim. Sonra dur bakayım dedim, şu çocukken dinlediğim tuhaf şiirli şarkı da var mı? Şarkıyı da buldum şiiri de. Şiir yine beni gülümsetti zira, adam değil vapurmuş böğüren. Kör balıkçı da görmüş, kulaklar da duymuş üstelik… Çünkü, şair Atilla İlhan’ın kusursuz sanatkarlığıyla imgelenmiş bu şiir. Her bir okuyuşumda, yeni bir farkındalık, yeni bir keşif hissettiren eşsiz bir şiirmiş…

1994 senesinde Cinayet Şiiri’nin Ahmet Kaya tarafından seslendirilmiş versiyonunu taksi radyosundan dinleyen dönemin Alanya müftüsü, şiirde yer alan “Allah’ına kitabına sövdüm” cümlesi sebebiyle şiiri dava etmiş. Atilla İlhan olayın üzerine verdiği bir demeçte, “Şiir, Haliç’te demirlemiş eski bir vapurun sökülüşünü anlatıyor. Allah’ına ve kitabına sövülen de bu eski vapur. Vapurun dini, Allah’ı, kitabı söz konusu olamaz.” diye söylemiş. Dönemin Alanya müftüsüne göre ise, yaratanın bir olduğunu belirtmiş ve devam etmiş: “Bizim Allah’ımız ve kitabımız aynı zaman da vapurun da Allah’ı ve kitabıdır sövülemez.” Davanın devamında ise, Atilla İlhan hapis istemiyle yargılanmış.

Cinayet Saati

Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi 
Demirlemişti eli kolu bağlıydı, ağlıyordu
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu

Deli Cafer İsmail Tayfur ve Şaşı
Maktülün onbeş yıllık arkadaşı
Üçü kamarot öteki aşçıbaşı
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi

Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiç biriniz orada yoktunuz

Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
On üç damla gözyaşını saydım
Allahına kitabına sövüp saydım
Şafak nabız gibi atıyordu
Sarhoştum Kasımpaşa’daydım
Hiç biriniz orada yoktunuz

Haliç’te bir vapuru vurdular dört kişi
Polis kaatilleri arıyordu
Deli Cafer İsmail Tayfur ve Şaşı
Üzerime yüklediler bu işi
Sarhoştum Kasımpaşa’daydım
Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
Cinayeti kör bir kayıkçı gördü

Ben vursam kendimi vuracaktım

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s