Taştan Diyarlar Kenti Mardin

                                               “Mardin’in gündüzü mezarlık, gecesi gerdanlıktır…”

Kendi şehrinizden çıkıp yeni bir yer görme amacıyla farklı bir şehre gider; oranın havasını solursunuz. Seyahat budur. Bittiğinde, çantanızda bir sürü anı, fotoğraf ve edinilmiş bilgi ile geri döner; mevcudiyetinize döndüğünüz birkaç gün bunları hazmedersiniz. Bazense, gittiğiniz yer öyle bir etki bırakır ki üzerinizde; çantanızda getirdikleriniz şöyle dursun; siz, eski siz değilsinizdir. Bu bahsettiğim şey, seyahatten çok deneyim oluyor galiba… Manevi anlamda oranın bir parçası olmak… Varlığınız mevcut hayatınızı sürdürmeye devam etse de, bir parçanızın bıraktığınız şehirde manâ bulması…

Mart ayında, gitmeyi senelerdir arzuladığım bir şehre, Mardin’e gittim. Burada geçirdiğim iki gün, seyahatten çok deneyimdi… Mardin’i çok sevdim ama belki de ondan çok, orada etkilendiğim şeylerin beni dönüştürdüğü kişiyi sevdim.

Mardin’i eşsizleştiren en önemli şeylerden birinin, eski yapılarını olduğu gibi muhafaza edebilmiş olduğunu söylemek gerek. İsmiyle müsemma “Eski Mardin” denilen yerin, ince taş sokaklarında gezindiğinizde, bir süre sonra takvim tarihini unutuyorsunuz.

Bu Eski Mardin, biraz tepelik bir yer, buna ilaveten bazı yapıları dik dik merdivenleri tırmanarak erişebileceğiniz bir yükseğe kurmuşlar. Bu yapılara ulaşıp kafanızı şöyle bir arkaya çevirdiğinizde ise bir bakıyorsunuz, muhteşem Mezopotamya manzarası ayaklarınızın altına serilmiş. Ah o topraklar! Uğruna boşuna savaşlar verilmemiş, tarih boyunca boşuna devletlerin gözbebeği olmamış diyorsunuz seyrine dalınca… Öyle bir düzlük ki, uçsuz bucaksız bir denizi izliyorsunuz sanki. Ve toprağın aldığı renk, sanki bereketin bolluğun rengi… Yeşil ve toprağın renkleri birbirleriyle karışıp, bir yerlerde gökyüzünün rengiyle birleşiyor.

Coğrafyası kadar, içtimai hayatı da renkli Mardin’in. Farklı diller, farklı dinler… Mardin’den ne zaman bahsedilse, anmadan geçmediğimiz Süryani halk: Hıristiyanlığa inanan Arap azınlık olmadıklarının, çok eski ve ayrı bir halk topluluğu olduklarını hatırlatıyorlar orada tanışma fırsatı bulduklarımız. “Atalarımız pagandı. Sonradan Ortodoks’luğu benimsedik ve kendi Süryani Kadim Kilisesi’mizin mensuplarıyız.” diye belirtiyorlar. Aralarında kendi ana dilleri olan Süryanice’yi konuşuyorlar. Arami dillerden biri olan Süryanice, Arapça gibi sağdan sola yazılıyor, ve bana göre alfabesi ve tınısı da Arapçayı çağrıştırıyor.

Sümer’lerden Perslere; Doğu Roma İmparatorluğu’ndan Emevi’lere, Abbasi’lere ve Osmanlı’ya kadar kadar birçok devlete yurt teşkil eden Mardin’in yaklaşık 12 bin asırlık tarihi var. İpek Yolu’nun da üzerinden geçtiği Mardin şehrinin tamamı sit alanı. Dünyada bu özelliği taşıyan iki şehir daha var: Kudüs ve Venedik.

İstanbul’dan Mardin’e 1 saat 40 dakika süren bir uçuş sonrasında ulaştık. Biz Mardin’i araba ile gezmek istedik. Konu gezmek olunca, araba hem esneklik, hem zaman kazandırıyor açıkçası. Bir de iki yaşında bir çocukla seyahat ediyorsanız; hayatınız bir nebze daha kolaylaşıyor.

Havalimanı, şehir merkezine ve Eski Mardin denilen bölgeye oldukça yakın. Arabayla 20 dakika içerisinde ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca şehir içinde hiçbir şekilde park sorunu bulunmuyor. Şehir içerisinde çoğu sokak ve cadde park için müsait. Eski Mardin bölgesinde ise, belediyenin otoparkına gün boyu kullanıma oldukça cüzi bir tutar ödeyerek arabanızı rahatlıkla bırakabiliyorsunuz.

Biz Mardin’e hafta sonu için geldik. Mardin büyüleyici bir şehir ve civarındaki yerler de düşünüldüğünde iki günlük ziyaretin pek yeterli olmadığını söylemem gerekir. Şehirden arkama baka baka ve tekrar gelmek dileğiyle ayrıldım ve görebildiğim kadarını görmeye çalıştım. Yazımın bundan sonraki kısmında, gezdiğim yerleri ve notlarımı paylaşacağım.

1. Mardin Olgunlaşma Enstitüsü

Eski Mardin’de Zinciriye Medresesi’ni ararken karşımıza çıkan bu binanın en çok işçiliği göz dolduruyor. Osmanlı Tanzimat Dönemi’nde mekteb-i rüştiye olarak yapılan bina, sonraları Kız Meslek Lisesi’ne hizmet etmiş.

2. Zinciriye Medresesi

Nihayet Medrese’ye ulaşıyoruz. Medrese binası zamanında rasathane amaçlı da kullanılabilsin diye bir hayli tepeye inşa edilmiş. Dik merdivenler çıkışta biraz zorlayabiliyor. Biz bir elimizde çocuk, diğer elimizde çocuğun arabası merdivenleri tırmanmaya yeltenmiştik ki, çevre esnaflardan biri koşarak yanımıza geldi. Üzerimizde ne varsa bebek arabasına koydu, arabayı da dükkanına çekti. Böylelikle, sağolsun, elimizi kolumuzu sallaya sallaya medreseyi gezebildik. 🙂

Medrese rasathane amacıyla da inşa edildiği için içerisinde deprem taşı denen yaklaşık iki metre uzunluğunda bir sütun yer alıyor. Olur da taş dönmeye başlarsa, bu medresenin yıkılacağına delalet ediyormuş.

Medresenin adını aldığı zincir, oluk görevi görsün diye medrese duvarına yerleştirilmiş. Bu şekilde yağmur veya kar sularının medrese duvalarına temas etmeden, zincir üzerinden akması hedeflenmiş. Bu şekilde, taşlar nemlenip yosun tutmadığı için medresenin günümüze kadar, sağlam bir şekilde erişebildiğine inanılıyor.

3. Sakıp Sabancı Kent Müzesi

Zinciriye Medresesi’nden sonraki durağımız, eski şehir içerisindeki kent müzesi oldu. Aynı zamanda, Dilek Sabancı Sanat Galerisi’ni de içerisinde barındıran müzede, Mardin’in tarihi yaşayışını betimleyen kıyafet ve aksesuarlar; mobilyalar, kullanılan bazı araç gereçler yer alıyor. Gezmekten çok keyif aldığım bu müzeyi, şehrin çok kültürlü yaşamına biraz daha mercek tutmak isteyenler için şiddetle tavsiye ederim.

4. Midyat Konukevi

Bu Süryani konağı, tüm Mardin gezisi boyunca gördüğüm en güzel mimariye sahip evdi. Büyüklüğü ve uzunluğuyla, göz alıcı işçiliği ile Midyat’ın herhangi bir noktasından farkedilebilen bu ev, birçok diziye ev sahipliği yaparak ününe ün katmış. 🙂 Süryani sahibi vefat ettikten sonra devlete bağışlanan konak, adını “Mardin Konukevi” olarak değiştirmiş, Midyat Kaymakamlığı tarafından korunmaya başlanmış.

5. Mor Gabriel Manastırı

Eski bir Zerdüşt tapınağı üzerine M.S. 397 yılında inşa edilen manastırın bugünkü haline gelmesinde Mor Gabriel’in büyük emeği olması sebebiyle manastıra kendisinin adı verilmiş.

Manastır grup halinde geziyor ve halen manastırda yaşamını sürdüren kişiler size rehberlik ediyorlar. Rehberin bahsettiğine göre manastırda 60 kişi yaşıyor ve günlük ritüellerine sadık şekilde hayatlarını sürdürüyorlar. Gezi boyunca rehberimizden, manastır, Süryani halk ve Süryani Kadim mezhebi hakkında birçok bilgi ediniyoruz.

6. Dara Harabeleri

Yukarı Mezopotamya’nın en eski yerleşim yerlerinden olan Dara Harabeleri, kayaların içerisine oyulmuş mağara evleri, kilisesi, çarşısı ve sarayı ile birlikte gerçekten görülmeye değer bir antik kent. Bundan 33 sene önce başlayan kazılar neticesinde, yüzde otuzu gün yüzüne çıkarılabilmiş kentte dünyanın ilk su barajının kurulduğuna ilişkin kalıntılar tespit edilmiş. 

7. Deyrulzafaran Manastırı

Eskiden Pagan dinine mensup kişilerce kullanılan bir güneş tapınağı üzerine kurulmuş Deyrulzafaran Manastırı’nın yaklaşık 15 asırlık tarihi bulunuyor. Deyrulzafaran adı, manastır yerleşkesinin etrafında yetişen safran bitkisinden geliyor. Manastır halen aktif ve içerisinde yaşayan 37 kişiye hizmet ediyor. 

8. Kasımiye Medresesi

Adını, dönemin Akkoyunlu hükümdarı Cihangir’in oğlu Kasım’dan alan Kasımiye Medresesi’nin yapımı 1489 senesinde tamamlanmış. 

Çeşme, eyvan ve duvarların işçiliğinde geleneksel Artuklu mimarisinin izlerini taşıyan medresede sınıf kapılarının yüksekliği aşağı yukarı bir metre olarak ayarlanmış. Bunun nedeni, dersliğe giren öğrencinin başını hocasına hürmeten eğmesinin sağlanmasıymış.

Biz medreseyi gezerken, bir rehberin anlatım yaptığı yerel bir gezi grubuna denk geldik. Rehber, eyvanın sol tarafındaki duvarda yer alan kırmızı izlere özellikle dikkat çekti. Derken gruptan  başka bir kişi, çeşmeden maşrapayla su alıp duvara çarptı. Bu şekilde, rehberin bahsettiği kırmızı izler daha da belirgin oldu. Efsaneye şu imiş: Hükümdarın oğlu Kasım, hükümdarın diğer oğlu tarafından kıskançlık sebebiyle öldürülmüş. Kasım’ı çok seven ablası, Kasım’ın kanlı gömleğini ağıtlar yakarak oraya buraya savururken, gömlekteki kanlar medrese duvarlarına sıçramış. “O gün bugündür, kan izleri halen medrese duvarlarından silinmedi.” diyor rehber. 

9. Ulu Cami

Mardin’i resmeden tüm fotoğraflarda heybetiyle göz dolduran kadim minaresinden kolaylıkta tanınan Ulu Cami oldukça eski bir yapı. Yapıldığı tarih, tam olarak tespit edilemese de 1100’lü yıllarda var olduğu kitabelerden tespit edilmiş. 

Mardin ve çevresinde görebildiğimiz yerler, bu yukarıda bahsettiklerim oldu. Yazımın devamında ise Mardin’de tattığımız yemeklerden bahsedeceğim. Güneydoğu mutfağı malum, leziz yemeklerimizin en lezizleri bana göre buradaki mutfaklarda pişiyorlar. 🙂

1. Cercis Murat Konağı

Mardin mutfağı hakkında Internet üzerinde şöyle bir araştırma yaptığımda, yazıların çoğunda buradan bahsedildiğini gördüm ve burayı çok merak ettim. Gidişimizden iki hafta öncesinde aradığımda, akşam yemeği için yerlerinin olmadığını, öğle yemeği için yardımcı olabileceklerini söylediler. İkinci günümüzde, öğle yemeği için restorana gittik. Çorbalı ve mezeli olmak üzere iki farklı fiks menüleri bulunuyormuş. İki menüyü de deneyimleyebilmek için, iki kişi, bir çorbalı, bir mezeli menüden istedik. 

Mezelerin çok çok çok lezzetli olduğunu söylemeliyim. İçlerinde envaiçeşit yeşillik ve baharat bulunuyor, muhtemelen lezzeti buradan geliyor. Mezeleri hariç bırakırsak, menüde yer alan yemeklerin ortalama lezzetteki bilinen yemeklerden olduğunu söyleyebilirim. Burası için nihai yorumum ise, ödediğimiz hesaba kıyasla karşılaştığımız lezzetin, çeşidin ve yemek özelliklerinin oldukça yetersiz olduğu olur. Gidilmeyecek bir yer değil ama, gitmeseniz bir kaybınız olmaz. 

2. Kebapçı Yusuf Usta

Bu restoranda yemek çeşitlerine bakabileceğiniz bir menü yok. Gidip masaya oturduğunuzda, sizinle ilgilenen bir bey geliyor ve o kebap, bu kebap saymaya başlıyor. Kebabı oldukça ağır bulduğum için biraz da çekinerek soruyorum. “Şey, kebaptan başka bir şey var mı acaba?…” Sorduğum kişi çekinmeme aldırmayarak alınıyor ve “Etlerimiz çok iyidir, bizim kebaplarımız midenize dokunmaz.” Peki diyorum biçare… Artık aç kalırsam, ortadaki ezmeyi, salatayı pideyle birlikte götüreceğim yapacak bir şey yok. Sonunda kebap geliyor, çatalın ucuyla bir bakıyorum tadına. Önümdeki yemek, önceki yediğim kebaplara benzemiyor çok şükür. Kebap ile midem barışıyor ve coşkuyla zil çalıp oynuyorlar. Acısız, fıstıklı ve cevizli kebabı deniyoruz. Hepsi bir ayrı lezzetli…

3. Ebrar Ev Yemekleri

Mardin’in yöresel yemekleri arasında “Kibe” diye bir yemek var. Kibe, işkembe dolması demek. Bunu öğrendiğimde, bu muhteşem lezzet birleşimini nerede yiyebileceğimi araştırmaya başladım. Karşıma hep, “Ebrar Ev Yemekleri” çıktı. Burayı da listeme alıp, Mardin’e ayak bastığımız günün akşamı yolunu tuttum. Kibe’yle beraber, kaburga dolması sipariş ettik. İkisinin de lezzeti çok başarılıydı ve porsiyonları oldukça fazlaydı. Şırdan, mumbar gibi bilimum sakatat dolmalarının hayranı biri olarak, kibeyi de şahane bir lezzet oluşumu bana göre. 🙂

Gezip gördük, karnımızı da doyurduk, şimdi gelelim Mardin’den eşe dosta ve kendimiz için getirebileceğimiz şeylere:

1. Bıttım Sabunu

Birçok derde deva, İngiltere Kraliyet Ailesi’nin filan kullandığı rivayet edilen bu sabunun satıldığı yerleri Mardin çarsısında sıklıkla görüyoruz. Satın almak içinse tavsiye üzerine, “Tek Sabuncu Mehmet Dede”ye gidiyoruz. Dededen miras dükkanın karşısındaki küçük atölyede müşteriye sabun yetiştiremediğinden bahseden dükkan sahibi o kadar muhabbetli ki, insanın oradan ayrılası gelmiyor. 

2. Badem Şekeri

Mardin’de baharat ve yemiş satan her dükkanın vitrinini masmavi şekerler süslüyor. Mardin’e özgü bu badem şekerinin adına İmlebbes de deniyor. Lahor ağacının kökünden elde edilen mavi renkli kök boyasıyla renklendirilen bu şekerin rengi, bir hafta ila on gün içerisinde beyaza döndüğünden, bu şekerler hayalet şeker olarak anılıyor. 

Badem şekerlerini tatmak için Davut Selim’e giriyoruz. İçerisi mis gibi baharat kokuyor. Mardin’e yolunuz düşerse şehrinizde kolaylıkla bulamayacağınız farklı baharatları denemek için az miktarlarda satın alıp evinize götürebilirsiniz. 

3. Dibek Kahvesi

Mardin’e özel bir kahve dibek kahvesi… İçerisinde farklı tatlar katıp harmanlayarak, farklı kahve türleri de oluşturmuşlar: 7 çeşit karışım ihtiva eden otantik kahve, spesiyal kahve, kaküleli kahve… Dükkanda, farklı kahveleri denemeniz için pişirip size ikram ediyorlar. “Bunun bildiğimiz kahveden farkı nedir?” diye soruyorum. Kahve çekirdeğinin dibek taşı ile öğütüldüğünü; sonrasında mahlep, kaymak tozu gibi farklı karışımlarla harmanlandığını söylüyor dükkan sahibi.

Dibek kahvesi, yanında yukarıda bahsettiğim badem şekeri ile birlikte servis ediliyor.  Şimdiye kadar içtiğin en leziz kahve, hele yanında badem şekeriyle tadına doyum olmuyor. Yalnız, şu otomatik telve makinalarına alışkınsanız bu kahvenin pişirimi için elinize cezve alıp ocağın başına geçmeniz gerekecek. 🙂 Har altında yavaş yavaş pişen kahve, suda daha iyi çözünüyor ve böylelikle lezzetini iyice bırakıyor. Makinada pişirdiğinizde ise, biraz yavan bir tatla karşılaşabilirsiniz. 

Kahveyi, Artukbey’den satın aldık. Artukbey’in eski Mardin içerisinde bir kafesi de bulunuyor. Vaktimiz kalmadığı için biz gidemedik. Biraz soluklanmak ve farklı kahvelerin tadımı için güzel bir fırsat olabilir. 

4. Telkari

Telkari, genel olarak Mardin’de yaşayan Süryani halk tarafından geliştirilmiş bir çeşit taş işçiliği… Tam da elin emeği, gözün nuru olarak addedilebilecek bir ince işçilik. Nesilden nesile, halktan halka yayılmış bu beceri, günümüzde altın ve gümüş işçiliği olarak devam ediyor. 

Telkarinin asıl membağının Midyat’ta olduğunu öğreniyoruz ve Midyat’a gittiğimizde kuyumcular çarşısını geziyoruz. Gümüşü dantel dantel işleyip ne harikalar yaratmışlar, gözlerimiz şenleniyor. Alışveriş için ise Aykat kuyumcusunu tercih ediyoruz.

Konu Mardin olunca, kelimeler kolay kolay tükenmiyor. Bu yazdıklarım yaşadıklarımdı, bir de hissettiklerimi aktarmaya çalışsam, noktasız virgülsüz sonsuza giden cümleler içerisinde kaybolur kaybolur çıkardım. Mardin’de çektiğim birkaç fotoğrafı aşağıda paylaşarak yazımı sonlandırıyorum. 

Sevgilerimle. BV. 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s