Sendromsuz Pazar ve Ertesilerine…

Pazar günlerini sever misiniz? Peki ya, öyle eni konu sever misiniz gerçekten, yoksa sevdiğiniz kısmı heybetli pazar kahvaltısından sonra sona mı erer?

Renkli bir cumartesi gününün akabinde, dinlenebileceğimiz bir tatil gününün daha olduğu sevinciyle kalkarız yataktan. Önümüzde koca bir gün vardır, herşey yapılabilesi, herşey yetiştirilebilesidir. Kallavi bir kahvaltıdan sonra, günü planlamaya girişiriz. Belki bir arkadaş ziyaretini, belki görülecek yepyeni bir yeri, belki de alışverişi seçeriz. Ya da hiçbir şey yapmak istemez; tüm günü evde kendimizle başbaşa geçirmeyi yeğleriz. Günü nasıl doldurursak dolduralım, eninde sonunda güneş hafiften batmaya meyil edince, içimizi “birşeyler” kemirmeye başlar. Erken kalkmaktan, okuldaki öğretmenden, sınavdan, patrondan, karşımızda oturup hiçbir iş yapmadığını görerek sinir olduğumuz çalışma arkadaşından, yetiştirilmesi gereken işlerden ve en çok da başımıza gelmesi muhtemel bilinmeyen onca şeyden endişe ederiz. Sonuçta yarın, kontrol bugün olduğu kadar bizde olmayacaktır.

İnsan düşünmeden edemiyor: Tıbbi rahatsızlık ve bozuklukları tarif etmekte kullanılan “sendrom” kelimesi, nasıl olmuş da haftanın bu iki gününe yakıştırılan bir tabir haline gelmiş. Pazar’ın belirli bir kısmında ve Pazartesi gününün çoğunda, bu kadar rahatsızlık duymanın hatta acı çekiyor olmanın sebebi ne acaba?

1990’lı yıllarda tipik bir yurdum ailesinin Pazar günü şöyle geçiyordu muhtemelen: Anne, baba çocukları cumartesi günü gezmeye götürür. Çocuklar parka gider, başka çocuklarla oynar, hatta bazen bir iki oyuncak kapar eve dönerler. Anne veya baba gün bitiminde, “hadi bugün çok gezdiniz, artık yarın evde oturursunuz.” diye buyurur. Pazar günü kahvaltı edilir, çocuklar genelde mecburiyetten ödev başına oturur, bitince çantalarını toplarlar. Yeni hafta için önlük, yaka, mendil… hazır mı diye kontrol edilir. Sonra doğru banyoya. Banyo bittiğinde biraz Şahane Pazar izlenir, o da bitince yatağa doğru yollanılır. Şimdi bu dayatmacı, rutin ve nispeten sıkıcı bir Pazar bilinçaltında, o günü lekelemesin de ne yapsın? Aman da yeni hafta geliyor, ödevler yetişti mi, saçlar temiz; önlük ütülü mü velvelesi Pazartesi’yi aklımızın bir köşesinde endişe kaynağı olarak işaretlememiş midir? Sözün özü, bu sendrom için suçlanacak şey, adaletsiz işverenden veya zorlu derslerden öte yetiştiriliş tarzımız ve büyürken üzerimizde bıraktığı etkilerdir.

Bunu, “öncelikle çocukluğunuzu irdeleyin, gidin o çocuğu bulun, ona sarılın, sonra ebeveynlerinizle konuşun ve onları sizi banyoya zorla itekledikleri için affetmeyi deneyin” filan demek için söylemiyorum. Söylemek istediğim şey: kökleri zannettiğimizden çok daha fazla maziye dayanan bu sorunsal yüzünden, koca iki günü heba etmememiz gerektiği. Pazar ve Pazartesi sendromunu yaşayan herkeste kesinlikle bir algı çarpıtması var. Pazartesiyi oluşturan unsurların, bunlar her ne ise, haftanın diğer günleri boyunca da size eşlik edeceği aşikar. Öyleyse, aynı sendrom halinin, salı, çarşamba, perşembe ve cuma boyunca sürmesi gerekiyor. Sahiden sürüyorsa, o zaman yine günleri suçlamaktansa günleri oluşturup bizi tedirgin eden unsurlar üzerinde düşünmek gerekir. Buna karşın, pazartesi dışında, haftanın diğer günleri nispeten ılımlı geçiyorsa ve iyi hissediyorsak yavaş yavaş Pazartesi’nin de Allah’ın bir günü olduğu gerçeğini kabul etmeye başlasak iyi olabilir. 🙂 Bunu layıkıyla yapabilirsek eğer, geriye bahsedilecek birkaç aksiyon kalıyor:

1.Haftasonu ile Pazartesi arasındaki uçurumu daraltın.

Haftasonlarımızı rengarenk geçiriyoruz. Sevdiklerimizle buluşuyor, en sevdiğimiz aktiviteleri yapıyoruz. Güzel giyiniyoruz, güzel şeyler yiyoruz… Pazartesileri ise yorgunuz. Yataktan sürünerek kalkıyoruz, görüntümüz idare eder hale gelince evden fırlıyoruz. Zilin çalmasını, mesainin nihayete ermesini beklerken yüklenen her işe, her bilgiye tilt oluyoruz. Neyse ki bitiyor. Kenimizi hınçla eve atıyoruz. Kanepeye kıvrılıp günün bittiğine şükrediyoruz.

Bu iki günün arasındaki uçurumu bu kadar açmak yerine, iki günü birbirine şöyle yaklaştırmayı deneyebiliriz:

– Pazartesi dolabınızdaki en güzel kıyafeti giyip işe gidin.
– Bu söyleyeceğim her gün geçerli tabii: evden aç çıkmayın. Uzun uzadıya kahvaltı edecek zamanınız yoksa bile, bir mevsim meyvesi, kuru meyve, yemiş veya bir granola barı fazlasıyla işinizi görür ve güne zinde başlamanızı sağlar.
– Yapmaktan hoşlandığınız rutin aktivitelerinizi Pazartesiye kaydırın. Yoga sınıfına Pazartesi gidin, resim yapın, Pazartesi akşamları izlemek için güzel bir film listesi hazırlayın.
– Mesai bitiminde en sevdiğiniz arkadaşlarınızla yeni ve farklı bir mekanda buluşun. Gün geçmiyor ki şehirlerimizde yeni kafeler, yeni restoranlar açılmasın. Mekanın çok süper olmasına gerek yok, en olmadı bir çay içer kalkarsınız. Hiç gidilmedik bir mekanda vakit geçirmenin, ruh halinizi resetlemenize yardımı olur.

2.Pazartesiye hazırlanın.


Haftasonu kendimizi gereğinden fazla yorduğumuzda, Pazartesi’ye ve yeni haftaya dingin başlamamız da imkansız oluyor. Bu sebeple, Pazar gününün en azından öğleden sonrasını daha sakin aktivitelerle geçirmenizi öneririm. Bunu yaparken, sırf kendimizi çok yormamak adına amaçsızca birşey yapmamaktan bahsetmiyorum. Aksine, yine Pazartesinin daha pozitif geçmesine katkısı olacak, bir o kadar da size keyif verecek aktiviteleri deneyebilirsiniz.

– Kuaföre gidip, sizi daha iyi hissettirecek bir işlem yaptırmak
– Cilt bakımına gitmek
– Masaj yaptırmak
– Hamama gitmek

3. Pazartesinizi bir önceki hafta Cuma gününden planlayın.

Cuma günü saat mesai bitimini gösterdiğinde, bilgisayarlarımızı kapatır, çantalarımızı kapar uçuşa uçuşa işten ayrılırız. Araya, işten uzakta iki gün girer. Bu iki gün, zihnimizi öyle güzel süpürür ki hafıza kaybına uğramış gibiyizdir. Pazar akşamı, yastığa başımızı koyduğumuzda düşünceler sinsi sinsi yaklaşmaya başlar: “Yarın ne vardı, toplantı mı vardı kimleydi, o işin teslim tarihi neydi…”

Yapılacaklar listenizin size vesvese vermemesi için yapılacak en doğru şey, Cuma günü henüz mesai ve hafta bitmeden listeyi oluşturmak olacaktır. Bu sayede, bir sonraki haftanın aksiyon planları birer puzzle parçası gibi zihninize yerleşir ve net bir resim oluştururlar. Zihninizdeki bu net resim, size bir nevi işleri tamamlamış hissiyatı kazandırır. Kendinizden daha emin bir şekilde haftaya başlayacağınızdan Pazar akşamları kendini gösteren kaygı verici düşüncelerden de kurtulursunuz.

4. Pazartesiyi yavaş yaşayın.

Pazartesi günlerini, elinizden gelenin en iyisini yapıyor olduğunuzdan emin olarak, dinlenerek geçirmeyi deneyin.

– Pomodoro tekniğinden faydalanın. Bunun için gerekirse saatinizin zamanlayıcısını ayarlayın. 20 dakikalık çalışma süreniz sona erdiğinde, mola verin. Açık havaya çıkın, kendinize sevdiğiniz bir yiyeceği veya içeceği ısmarayın, müzik dinleyin, hoşunuza gideceğini bildiğiniz bir video izleyin.

– Öğle yemeğinizi apar topar yemeyin. Elinizde olan zamanı en iyi şekilde değerlendirerek, keyif ala ala, mümkünse bir gruba dahil olup sohbet eşliğinde tamamlayın yemeğinizi. Yemek bittiğinde, masanıza dönmeden açık havada biraz zaman geçirebilirsiniz.

Adına hayat denen şu koşuşturmaca içerisinde, bir süre sonra haftasonları için yaşamaya başlar hale geliyoruz. Çünkü sadece haftasonları yaşıyoruz. Gel gelelim, 1 yılda 365 gün vardır ve bunun 104 gününü Cumartesi ve Pazar’lar oluşturur. Haftasonları yaşamak, ömrümüzü üçte birinden de azına indirmek olur bu yüzden.

Çaresizce Cuma’ları, resmi tatilleri ve izin günlerini beklerken, akrep yelkovanı; takvim yaprakları birbirini kovalıyor ve aradaki zaman su olup akıyor. Ama zaman genişleyip esneyebilen birşey. Bu aradaki zamana alabildiği kadar şeyi sığdırıp, gülümsemeyi ve nezaketi elden bırakmazsak, zaman da bizim lehimize işlemeye başlayarak yavaşlar. Akrep de yelkovan da bizden yana olur, iyi ki yaşıyorsun der; bize alkış tutarlar.

Sevgilerimle. BV.


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s