Yaş Otuz Beş

Bugün bildiğim en hüzünlü şiirlerden birini paylaşacağım: Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş şiirini. Anlattıkları itibariyle hüzünlü bir şiirdir ama beni en çok üzen, dante gibi ortasındayım ömrün diyen şairin aslında yolun yarısını çoktan aşmış olduğudur.

Otuz Beş Yaş şiirinin edebi olduğu kadar felsefi olduğunu düşünürüm. Psikanaliz bilen birinin gözünden değerlendirildiğinde, eminim yazarın ruh hali ve hayat algısı hakkında baya bir ipucu elde edilir. Biz sade okuyucular bile, Otuz Beş Yaş şiirini okuduğumuzda yazarın yaşıyla, görünümüyle ilgili endişelerini sezinleyebiliyoruz. Şiirde kullanılan ayna metaforuyla yazarın içsel hesaplaşmasıyla karşılaşıyoruz. Yıllar yılı dost bildiği aynaları, şiirinde düşman görünmekle suçlayan şair, kendi görüntüsünden hoşnut olmadığı kadar, bu hoşnutsuzluk halinden de hoşnut değildir. Bu, çoğumuzun zaman zaman tecrübe ettiği dipsiz döngünün ta kendisidir.

Bu kadar derin tesirli bir hayat şiiri, doğrusu hüzünlü olduğu kadar umut vericidir de. Böylesi bir endişe ve sorgulama hali, hayata dört elle yapışıldığının ve onu hiç bırakmak istemeyecek kadar değerli ve kıymetli görmek değildir de nedir? Öyle ya, kim bilir gökyüzünün kaç rengi vardır…

Otuz Beş Yaş Şiiri

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s