Şubat Günleri

Henüz yaşıyordum yeniden yeni 
Bir şubat gününün güzelliğini.” Cahit Sıtkı Tarancı

Yılın ilk ayı Ocak… Yeni yıla gümbür gümbür başlamaya karar verdiyseniz, Ocak ayının şevk ve heyecan içerisinde geçmesi çok muhtemeldir. Derken aylardan Şubat olur… İçinizde halen aynı heyecanı muhafaza edebildi iseniz, yakıt tankınız doludur ve gaza bastığınızda sizi ilerletmeye devam eder. Ama biraz gerçekçi olmak gerekirse, Şubat ayını ve sonraki ayları da aynı kararlılık ve motivasyonla geçirmek eh, çok da kolay değildir.

Şubat ayının öncelikle benim için biraz fazla hareketli geçtiğini söylemeliyim. Diğer aylardan hepi topu 3 güncük kısa olan bu ay, sanki 12-13 gün falan sürdü benim için. Oturup dinlenmeye, hareket etmenin dışında herhangi birşey yapmaya zerre zaman bulamadım. 8 gün kadarı şehir dışında geçti. Sonra eve döndüm, toparlandım derken, İstanbul ve çevresinde gezip görmeye niyetlendiğimiz ama bir türlü fırsat bulamadığımız yerleri görmeye karar verdik. Eyüp’e gittik, Pierre Loti tepesine çıktık. Ertesi gün Kartepe’ye çıkıp karlarda yuvarlandık. Böylesi yoğun aktiviteleri bana yaşadığımı hissettirdiği için her ne kadar çok sevsem de, zaman mevhumunun dışında kalmayı da bir o kadar sevmiyorum. Ne bileyim, az da olsa evde kendimle vakit geçirebilmeliyim mesela. Ama bahsettiğim gibi geçtiğimiz Şubat ayında, bu ve diğer birçok şeye zaman ayırmak, çok az mümkün olabildi.

Eh yine de yazımda paylaşacağım birşeyler yapabildim ve şimdi onlardan bahsedeceğim:

1. Kitap

Ayın başında korkunç bir kitaba başladım. Berbat bir Türkçe’yle yazılmış, berbat bir kitaptı. Sonra düşündüm, zaten kıt kanaat zaman bulabiliyorum okumaya, o değerli zamanı da bu berbat kitapla çarçur etmeyeyim dedim. Okumadığım bir kitabı kütüphanemden çıkardığım hiç olmamıştır, bu ilk olacak. Her neyse, akabinde haliyle okuma hevesim yerle bir oldu. Okuma listemdeki bir sonraki kitaba elim bir türlü gitmek bilmedi. Birkaç gün sonra kendimde o gücü bulabildim. Şansıma, öyle büyüleyici ve inanılmaz güzellikte bir kitaptı ki seçtiğim; bir öncekinde yaşadığım talihsizliği bir çırpıda unuttum.

Daniel Keyes’in Algernon’a Çiçekler adlı romanını okudum. Çevirisini çok başarılı bulduğumu söylemeliyim öncelikle. Romanın konusu beni çok etkiledi. Kitabı bitirince, “Allah’ım nolur filmi de çekilmiş olsun” diye bir heyecanla aradım ama izlemeye değer bir filmi yokmuş henüz.

Kitap, doğuştan düşük zeka seviyesine sahip bir adamın, öncesinde Algernon isimli deney faresi üzerinde denenen bir ameliyatla zeka seviyesinin yükseltilmesi sürecini anlatıyor. İki farklı zeka seviyesinin karakter ve hissiyatta anlam buluşu o kadar kusursuz tasvir edilmiş ki… Alıntı yapmadan veya spoiler vermeden buraya aktarmak güç. O yüzden şiddetle tavsiyemdir, bir kitapçıya yolunuz düşerse inceleyin derim.

2. Dizi & Film

Haliyle, Şubat ayında kayda değer bir film veya dizi izleyemedim. Lakin, ayın sonlarına doğru “The Crown” dizisine başladım. Keyifle izliyorum, sezonun ilk yarısına geldim. Tahminimce, bir sonraki ay burası için yazacak baya birşeyim olur. 🙂

3. Gezi

Bu ay memleketim Isparta’ya gittim. Oradan maaile Afyonkarahisar’a termale geçtik. Son günümüzde minik bir Afyonkarahisar turu yaptık. Civardaki Frig Yaylası’nı, Emre Gölü’nü gördük. Peri bacalarının sadece Göreme yöresine özgü olmadığını öğrendik. 🙂 Bu minik gezi için notlarımı saklıyorum, en kısa zamanda fotoğrafları da ekleyip ayrı bir yazı olarak paylaşacağım inşallah.

İstanbul’da gezip gördüğümüz ilk yer Sultan Abdülmecid’in köşkü, Ihlamur Kasrı oldu. Köşkün içerisine de bahçenin güzelliğine de hayran kaldık. Bu köşkün üzerinde yer aldığı cadde Ihlamur Caddesi, zamanında dereymiş ve padişah kasırdan çıkıp sandala biner; sandalı dere boyunca yol aldıktan sonra denize ulaşırmış. Bunu duyunca, içimden “bir zaman makinesi olsa da görebilsek keşke” diye geçirmeden edemedim. Sahi İstanbul neye benziyordu o zaman acaba?

Gezdiğimiz bir diğer yer ise Eyüpsultan oldu. Eyüpsultan’a bundan önceki gidişim 9 yaşımdaydı, eminim o zamanlar daha da güzeldi ama, bu gittiğimde çevresine, buram buram tarih kokan sokaklarına, cumbalı İstanbul evlerine bayıldım. Pierre Loti ise, İstanbul’da Haliç’i boylu boyunca seyredebileceğiniz ender noktalardan. Eskiye kıyasla, izlediğiniz manzaranın ne kadar güzel olduğu tartışılır belki, ancak İstanbul bir şekilde direniyor ve bana göre halen etkileyici, büyüleyici bir şehir.

Sonradan fark ettim Şubat ayında hiç spora gitmemişim. Ayın temposuna ayak uydurunca, biraz daha kilo verebildim neyseki.

Bu ay, minik, günübirlik tatillerin haleti ruhiyemde nasıl büyük bir değişiklik yarattığına şahit oldum bir kez daha. Sürekli gördüğümüz, bildiğimiz mekanların aksine, doğada, insanların ve akışın içerisinde olmak ilaç gibi geliyor ruha da bedene de. O yüzden ne zaman ilham bir yerlerde kayboldu, onu aramaya çalışmaktan veya gelmesini beklemektense, direksiyonu kıvırıp yeni bir yer keşfetmeye koyulmak en iyisi. Sanki reset tuşunuza basılmış gibi oluyor.

Sevgilerimle. BV.

Şubat Günleri’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s