Sevgi(li)ler Günü

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. 14 Şubat’ın ne olduğuna aklımın erdiği günden beri, 14 Şubat’ı kutlamış değilim. Neden sadece sevgililere özel bir günün peyda olduğuna halen anlam verebilmiş değilim açıkçası… Şöyle ki benim bildiğim hikaye, MS. 300’lü yıllarda yaşayan St.Valentine adlı bir rahiple başlıyor:

Dönemin Roma İmparatoru 2.Claudius, ülkede yaşayan erkekleri savaşmaktan alıkoyduğu inancıyla, onların evlenmelerini yasaklar. St.Valentine ise, bu durumu adil bulmaz ve birbirlerini seven çiftleri kilisesinde gizli olarak nikahlar. Bunu duyan imparator, St.Valentine’i tutuklattırır ve idam cezasına çarptırır. Hapishanede geçirdiği süre boyunca St.Valentine, gardiyanın kızına aşık olur. İdam edilmek üzere hapisten alındığı 14 Şubat tarihinde, aşık olduğu kıza bir mektup yazar ve mektubu senin Valentine’ın (senin sevgilin) olarak bitirir.

Şimdi bu yukarıdaki hikaye nasıl döndü dolaştı, her yerden kalpli balonların bittiği, kırmızı güllerin karaborsaya düştüğü, çiftlerin birbirlerini hediyelerce kutladığı bir seremoniye dönüştü, anlam veremediğim kısım bu işte. 🙂 …Her neyse, bugün bu yazıyı yazmamdaki amaç 14 Şubat Sevgililer Günü’nü yermek değil. Bilakis, günü kutlamak. Günün anlam ve önemini teşkil eden “sevgi” hususunu, yüceltebildiğim kadar yüceltmek, göklere çıkarmak.

Sevginin soyut bir kavram olduğuna inanır mısınız, şahsen bana göre sevgi zaman zaman somutlaşabilen bir şey. Öyle ki, soluduğunuz havada kokusunu alabilir; gözlerinizle gördüğünüz diğer şeylerden ayırt edebilirsiniz. Bu duruma çokça şahit oldum. Sevgiyi duyumsamak, insan olduğumuzun ve var olduğumuzun en yegane belirteci… İnsanoğlu canlı, cansız herşeyi sevebilmek için sonsuz bir kapasiteye sahip. Gerçekten de “sevmek en kolay…”  Bu sonsuz kapasitenin ne kadarını kullandığımız ise biraz muamma. “Annemi, babamı bir de birkaç arkadaşımı seviyorum hepsi bu.” diyip, kalbimizin kapılarını farkında olmadan kapatıyor muyuz acaba?… Başımızı koyduğumuz yastığı, su içerken kullandığımız bardağı, her gün saatler geçirdiğimiz telefonu da bir o kadar sevebilir miyiz?

Peki ya, asıl sevmemiz, yolunda deli divane olmamız gereken şeyi, kendimizi ne kadar seviyoruz? Bahsettiğimiz sonsuz sevme kapasitesinin ne kadarını kendimiz için kullanıyoruz? Düşünceme göre, çoğu insan hayatında birçok şeyi kendinden önceye koyduğu için, kendini o kadar da sevmiyor. Kendimiz dışındaki şeyler, o kadar çok vaktimizi alıyor ki kendimizi sevecek vaktimiz yok. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızı üzen meseleyi saatlerce dinleyebiliriz ama, kendimizi dinlemeye lüzum görmeyebiliyoruz. Kendimizle alakadar olmayı bu şekilde erteledikçe, bunu bizim için yapacak bir başkasını aramaya başlıyoruz. İhtiyacımız olanı bulamadıkça da hayıflanıyor, beklentilerimizi karşılamaları gerekenleri suçluyor ve nihayetinde umutsuzluğa kapılıyoruz. Halbuki, dünyanın düzeni böyle işlemiyor. Çokça duyduğumuz bir söz değil mi: “Sen kendini sev ki, diğerleri de sevsin.”

Ulvi bir sevgiyle bağlı olduğunuz, içten içe kaybetme korkusu duyumsadığınız birini, bir şeyi aklınıza getirin. Onun iyiliğini sağlamak için neler yapardınız. Muhtemelen otururken sırtına yastık koyar, önüne meyve doğrar, temiz pak tutar, saçlarını okşardınız. Şimdi, çok sevdiğiniz bu figürün yerine kendinizi koyun. Kendimize, en sevdiğimiz kişiye verdiğimiz önemi vermeli; hatta belki de biraz kaybetme korkusu gütmeliyiz. Çünkü gerçekten, kendimize ihtiyacımız olan ilgiyi göstermedikçe, akıl, ruh veya beden sağlığımızı kaybetmemiz kaçınılmaz olur.

Hayatınız çıkmaza girdiğinde, yaşam motivasyonunuzun eskisi gibi alev almadığını hissettiğinizde, umutsuzluğa kapıldığınızda durun ve tek birşey yapın, kendinizi sevmeyi deneyin. Bazı zamanlar, en büyük düşmanlardan daha tehlikeli olabiliyoruz kendimize karşı. Başkasının söylemesine asla müsade etmeyeceğimiz sözleri, peşi sıra kendimize sarf edebiliyoruz. Farkında olmasak da, kendimizi sevmediğimiz gerçeği bizi zamanla dipsiz kuyulara sürüklüyor. O yüzden durun. Durun ve kendinize bakın. Bu dünyada bizlere biçilmiş ömrün tamamını bu kişiyle geçireceğiz. Ucundan kıyısıdan huzur yakalamak istiyorsak, kendimizi biraz olsun sevmeyi denemeliyiz.

Sabah kalktığınızda, aynadaki yüzünüze tebessüm etmeyi deneyebilirsiniz. Ellerinizi yüzünüze götürmeniz gerektiğinde, çarçabuk değil de biraz hissederek dokunabilirsiniz yüzünüze. Saçlarınızı, incelikle taramayı deneyebilirsiniz. Biraz ileri gidip, kendinize kompliman bile yapabilirsiniz. Uzun olumlama cümlelerine ihtiyacınız yok. Azıcık düşündüğünüzde, mutlaka kendinizde hoşunuza giden bir şeyler bulursunuz. Bunları yüksek sesle zikretmek, kendinize sevginizi açıklamanın mükemmel bir yolu bana göre.

Öncelikle kendinize ve sonra diğer sevdiklerinize olan sevginizi olanca yücelteceğiniz nice 14 Şubat’larınız olsun. ❤

Sevgiler. BV.

DN: Yazıda kullandığım görseli bugün Instagram kendi hesabı üzerinden paylaştı. Fotoğraf cfunk44 adlı kullanıcının onlarca muhteşem fotoğrafından biri. 🙂


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s