Ocak Ayı Böyle Geçti

Ayın son günlerinden birinde şu aşağıdaki gönderiye denk geldim.

“Sanki Ocak’ın 74’ü gibi” diyen bu ileti beni çok güldürdü. Ocak ayı, diğer aylara nazaran biraz değişik bir ay sanırım. Birçok nedeni olabilir bunun. Yeni yılı büyük umutlar ve kararlarla karşılayıp, bir iki hafta geçmeden rehavete kapılmışızdır. Sonrasında, bu durumdan ötürü duyduğumuz suçlulukla büyük anlamlar yüklediğimiz Ocak 1’i barındıran bu ilk ayı kovalamaya çalışıyor olabiliriz. Brüt maaşla çalışanlar, vergi dilimi mevzusundan mütevellit genelde Ocak ayında yılın en yüksek maaşını alırlar. Bu sebeple tüm ay, başından itibaren maaşın yatacağı son günü beklemekle geçirilmiş olabilir. 🙂 Neticede, algıda 74 gün hissedilen bu ay bitti gitti işte… Takvim yaprakları çevrildi. Şubat ayı bizlere göz kırpıyor. Peki Ocak nasıl geçti? Verilen kararlar ne alemdeler? Neler öğrenildi, neler yapıldı? Hadi ayın Z raporunu çıkaralım! 🙂

1. Sağlık

Kış ayında sağlıklı kalmayı becerebilmek büyük mesele. Özellikle de herkes hasta ve salgın almış başını yürümüşken. Kendime iyi bakmaya gayret ediyorum, yine de ayın bir kısmı nezleyle geçti.

Su: Su içmenin ne büyük bir mucize olduğunu, yeterli su içtiğim günler anlıyorum. Su kararıma her gün riayet edemesem de, yine de bol su içtiğim bir ay oldu.

Kilo: 2.5 kilo verdim. (burada beni ellerimi kaldırıp oley derken hayal edebilirsiniz. :))

Spor: Bu ay spora toplam 5 kez gitmişim. Eh pek matah olduğunu söyleyemeyeceğim. Yine de dışarılarda bol vakit geçirdiğim, bol adım attığım bir aydı. Telefonumun sağlık uygulaması aylık ortalama adım sayımın 3.500 olduğunu söylüyor. Kendimi düşündüğümde pek fena bir ortalama değil aslında. Yine de Şubat ayında spora gitme sıklığımı arttıracağım.

2. Neler İzledim?

Bu ay iki film izledim. Biri çok keyif aldığım Bridget Jones’un Bebeği filmi. Uzun uzadıya anlatılacak bir film olduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte, filmi keyifle ve gülerek izlediğimi; izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımı söyleyebilirim.

Diğer izlediğim film ise, ülkemizde “Bir Yıldız Doğuyor” adıyla gösterime giren “A Star is Born” filmi oldu. Filmi izlediğimde ayın başlarıydı ve film henüz Oscar’a 8 dalda aday gösterilmemişti. Konusunu izlemeden okumamıştım. Fragmanı izledikten sonra filmin tamamını izlemeye karar verdim sadece. Film, büyüleyiciydi. Lady Gaga için diyecek söz bile bulamıyorum, çok muhteşemdi. Bradley Cooper’ın alkolik bir şarkıcı olmadığını kendime hatırlatmak için, aklıma sık sık başka filmlerini getirdim. İnanılmaz gerçekçi, abartısız ve su gibi bir oyunculuktu.

Lady Gaga benim gençlik zamanlarımın dımtıs şarkıların sahibi, biftek kostümü giyen bir şarkıcıydı. Öyle değil miydi? Değilmiş meğer. Makyajsız, doğal bir saç rengiyle ne kadar duruymuş. Üstüne bir de o tok, buğulu ve dramatik sesi… Filmi izlediğim günden beri çevirip çevirip “Shallow” ve “Remember Us This Way” şarkılarını dinler oldum. Umarım Shallow şarkıyla aday oldukları Oscar’ı da alırlar.

İçerisinde müzik olan ve müziği konu alan filmleri bir başka seviyorum. A Star is Born da country şarkılarla bezenmiş çok güzel bir film uyarlaması olmuş. Bu filmi severseniz, “Walk the Line”ı da seversiniz, aklınızda bulunsun. 🙂

Bu ay biraz Netflix’le haşır neşir olayım dedim. İki Netflix dizisi denedim. Birincisi “You” adında, psikolojik gerilim denebilecek bir dizi. Aslında tam da öyle değil, belki tam sınıflandırma yapabilmek için daha fazla bölüm izlemem gerekir. Nitekim ben 1.5 bölüm izle(yebil)dim. Sonrasında benim izleyebileceğim türden bir dizi olmadığına karar verdim.

İkinci Netflix dizim ise, bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine “Anne with an E” dizisi oldu. Dizinin mevcut bölümlerini bitirmek üzereyim, ilk bölümden itibaren severek izledim. Başta bu diziyi gençler izlemeli diye düşünsem de, şimdi her yaştan izleyicinin diziden mutlaka kendine göre birşeyler bulabileceğini düşünüyorum. Anne bir dönem dizisi. Sahneler, ışıklar, kabarık elbiseler, fırfırlar, kurdeleler gerçekten şiir gibi bir ortam yaratmış. Diziyle ilgili herşeyi çok sevsem de, gönlümü çelen Marilla karakteri ve ona hayat veren kadın oyuncu oldu. Mükemmel oyunculuğu başka, endamı başka… Ayrıca insan bu kadar güzel mi yaşlanır, hayranlıkla izliyorum her seferinde.

Diziyi bana tavsiye eden arkadaşımın blogunda dizide geçen replikler üzerine çok güzel bir yazı bulunuyor. Okumak isteyenler buraya tıklayıp yazıya ulaşabilirler.

3. Neler Okudum?

Bu ay Aletha Solter’in Bilinçli Bebek kitabına başlayıp kitabı bitirdim. Doğal ebeveynlik üzerine en bilinen referans kaynaklardan olan bu kitabı okumayı çok istiyordum. Kitap, bebeğin yeni doğan döneminden 2.5 yaşına olan kadarki sürecini ve bu süreçte gözetilebilecek doğal ebeveynlik yaklaşımını ele alıyor. Kitabın değindiği doğal ebeveynlik kavramıyla ilgili ayrıca bir yazı paylaşacağım. Eğer konu ilginizi çekiyorsa Bilinçli Bebek kitabını mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bu kitaba ek olarak, Nilüfer Devecigil’in Işığın Yolu adlı kitabının da yeni ebeveynler için farkındalık oluşturabileceğini belirtmek istedim.

4. Neler Gördüm?

Karaköy’de meşhur Bankalar Caddesi’nde zamanın Osmanlı Bankası’nın genel müdürlüğü yer alıyor. Bu genel müdürlük binası, bir süredir Osmanlı Bankası Müzesi olarak kullanımdaydı. Şimdi ise adı SALT Galata olarak değişmiş. SALT Galata’nın içerisinde sergi alanları, restoran, kafe ve okuma salonları yer alıyor. Cumartesi günleri saat akşam sekize kadar açık olan binada hiç sıkılmadan uzunca vakit geçirebilir, binanın mimari güzelliklerini inceleyebilirsiniz.

5. Neler Öğrendim?

Bu ay ısrarla öğrenmeye çabaladığım yegane şey Fransızca oldu. Duolingo’nun ne şahane bir uygulama olduğunu hatırlayarak 30 gün boyunca, günde 15 dakika boyunca Fransızca çalıştım. Ve Voila! 1’den 5’e kadar Fransızca sayabiliyorum artık. 🙂 İşin esprisi bir yana, dil öğrenmeye ve Fransızca’ya tutkulu bir insan olarak, günümün en keyifli dakikalarından olduğunu söyleyebilirim o 15 dakikanın.

Yazımı bitirirken Ocak ayından öğrendiğim bir şeyden daha bahsetmek istiyorum: sabır ve kabullenmek. Çok sevdiğim bir söz var, Mevlana’nın diye geçiyor ama emin de değilim: “Birşey olmuyorsa, ya daha iyisi olacağı için, ya da gerçekten olmaması gerektiği içindir.” Bu ay yaşadıklarımdan öğrendiğim bu oldu. Kabul etmek: İsyan etmeden. Değiştirmeye çalışmadan. Olduğu gibi kabullenmek.

Şubat ayını sağlıcakla ve kendiniz için elinizden gelenin en iyisini yaparak geçirmeniz dileğiyle…

Sevgiler. BV.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s